Monday, May 25, 2009
BUENOS AİRES’TE İLK GÜNLER
Ben en iyisi yolculuk hikâyesiyle başlayayim nede olsa memleketten buraya gelecek olanlar olacaktır, ama belki aranızda bu yolları çok tepmiş olanlarda vardır. Naçizane tecrübemin söylediği ilk şey mümkün mertebe rahat eşofmanvari şeyler giyin, ama bu giyeceğiniz şey aynı zamanda havalandırma nedeniyle soğutulan uçakta sizi koruyabilecek cinsten olsun. Hesabınızı kitabınızı iyi yapın, bizim Budapeşte-Frankfurt-Buenos Aires evden çıkıp burada bir otele yerleşene kadar 22 saat geçti. Yanınıza azık almayı unutmayın. Bizim yolculuk, beklediğimizden daha az dertliydi, nede olsa 6 aylık olan Kartal’la yolculuk yapacaktık, o yolcuların maskotu olmayı becerdi, uyudu, yine neticede telef olan biz olduk. Arjantinliler tarafından neredeyse uçağın kapısında karşılandık, sanırım BirGün’le alakalı birilerinin geldiğini duymuş olsalar gerek. Havaalanının kapısından çıkar çıkmazsa nem tepemize bindi. Burada kışın başlangıcı ama havalar hâlâ 20 derece civarında. Tabii bu ister istemez buranın yazı nasıldır acep diye bir düşünceye kapılmama neden oldu. Doğal olarak bu ara derdim biraz etrafı tanımak üzerine kurulu, anladığım kadarıyla iki tane Buenos Aires var, biri şehir merkezi ve ağırlıkla zenginlerin ikâmet sahası, diğeri henüz göremediğim büyük Buenos Aires denilen nüfusun çoğunluğunu barındıran geniş bir banliyö alanı. Bir arkadaşım “yeni yerleri tanımak için önce ne tükettiklerine bakacaksın” demişti, ben de biraz marketleri gezdim, gördüğüm Türkiye’dekilerden ya da Avrupa’dakilerden pek farklı değildi, bilumum tekeller buralardaki rafları da işgal etmiş anlayacağınız. Bu tüketme hesabına sanırım konutlar da girer, yerleşecek bir ev ararken (bu arada BA fena halde gölgeli bir kent, güneşin acısından mı, binaların bu kadar yüksek olmasından mı bilemedim) evlerin içini biraz da olsa gördük. Sanırım kolonyal dönemin alışkanlıklarıyla evler genelde fazlasıyla büyük, 200-300 metrekare civarı ve zenginler Katolikliği pek seviyorlar, çünkü etraf onların alâmeti farikalarıyla kaplı. Ayrıca kapılarında her daim bekleyen bizim kapıcıları rahmetle aratacak cinsten bodygard kılıklı birtakım şahıslar da var. Bu arada benim için en dikkat çeken şey servis asansörü, kapısı, merdiveni, yatacak yeri ve duşu adı altında, hizmetçinin ayrıca girip çıkacağı “yaşayacağı” bir alanın tanımlanmasıydı. Yani ayrımcılık denilen şeyi orada çalışan bir insan iliklerine kadar hissedebilir. Bilmiyorum bizim zengin semtlerinde de böyle tasarlanan evler var mı, ama bence bizimkiler fazla masraf olmasın diye mekân tasarımıyla falan uğraşmazlar, ayrımcılık yapmak için bakışları yeter. Neyse bu tanıma etkinliğine devam edeceğim elbette, ama okuduğum kitap ‘Meteorlar’ (M. Tournier), biraz da çöplüklerine bakmamı öğütledi, belki de doğrusu öyle yol almak. Bu arada ayağımın tozuyla biraz gösteriye şahit oldum, önemli kısmını ancak televizyondan izleyebildim, çünkü Türkiye’de olduğu gibi polis burada da allah yarattı demeden copa ve gaz bombasına sarılmıştı. Gösteriyi yapanlar kendilerini Gastronomicos olarak adlandıran bir gruptu. Bilebilecek arkadaşlara sorunca görünüşte daha fazla hak ücret talep eden topluluk, meğerse lokanta işçileri alanında örğütlü bir sendikaymış ve yakın zamana kadar mevcut Kirchner hükümetini destekleyen sendika başkanı, Barrionuevo, hem sendikal alanda rekabet etme derdiyle hem de hükümeti zora sokmak için biraz mizansen hazırlamış. Niye bu kadar gaddar yaklaştığımı soracak olursanız, bu sendika başkanı olan şahıs aynı zamanda ülkedeki en büyük restoranlar zincirinin sahibiymiş ve kendisine ne zaman çalışıp da bu kadar parayı kazandığı sorulduğunda, Arjantin’de kim çalışarak zengin oldu diyebilecek düzeyde “açık sözlü” bir büyüğümüzmüş. Velhasılı kelâm burada da sınıflar mücadelesinin seyri biraz bizim memlekete benziyor, emek mücadelesinden çok şu ya da bu partiyi destekleme, sendika başkanlarını gönendirme, sivil dudakların kıpırtısıyla da olsa atılan gaz bombaları ve coplar, farklı gün ve alanlarda kutlanan 1 Mayıslar oralardan çok uzak olmasa gerek.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment