Monday, May 25, 2009
MEZARLIK
Buenos Aires’te şimdilik bir turist olmanin keyfini çıkarmaya çalışıyorum ve bu günlerde yolum Recoleta’daki ünlü mezarlığa düştü. Daha önce buraları gezmiş olanlardan okumuştum biraz, ama gene de bu kadar büyük mezarlara denk geleceğimi düşünmemiştim, benzer yapılar tabii ki var, türbeler, Hırıstiyanlık öncesi Roma mezarları vb ama bu kadar çok ve bir arada değil. Neredeyse bir mahalle görünümünü andırıyor, bu mahallede ağırlıkla politikacı, asker, kamu görevlileri yazar ve şairler yatıyor, bunların arasında belki size aşina gelebilecek olan Adolfo Bioy Casares de var. Ama mezarlıkta ilgi odağı tabii ki Arjantinliler için bir ulusal kahraman gibi anılan Eva Peron.İnsanlar neden bu kadar büyük mezarlar ve mezarlıklar yapar diye düşündüm ve burada kimlerin alın terinin aktığını... Tabii ki bu mezarlıkta yoksul insanlara yer yoktu, zamanında kudreti bir biçimde elinde bulundurmuş aile ya da şahısların gömütlüğüydü. Aklıma aynı zamanda Arjantin’de yaşayan zenginlerin ciddi bir sanat koleksiyoncusu oldukları geldi. (Bu arada bir arkadaşımın söylediği kadarıyla Irak’tan savaş sırasında çalınan bazı sanat eserleri buradaki kolleksiyonerlerin raflarında yerini almış.) Koleksiyonculuk bir anlamda bir hastalık, bir tür “seri katillik” ama aynı zamanda da bir hatırlama biçimi, gelenek.Luxembourg’da yaşarken komşumuz bir mezarlıktı. Benim için okul yolu ve gündelik gezi parkurunun bir parçası olan bu alan BA’deki kadar gösterişli olmasa da her zaman taze çiçeklerle kaplıydı, yandaki çiçekçi de neredeyse sadece mezarlığa çalışıyordu. Sanırım mezarlıklara verilen önemde, biraz da Katolikliğin payı var. Ölülerini bu kadar sevenler yaşayanları seviyor mu, orası meçhul ama kendilerini sevdikleri kesin, başkalarının emeği, kanı üzerine bina edilmiş geleneklerin saltanatını sürmek şimdilik onlara düşen.Bir de bizim mezarlıkları düşündüm, Allah bilir çoğumuzun ebesinin, dedesinin mezarı kayıptır, toplumsal çalkantılar, yokluk yoksulluk, ve belki de hatırlamayı biraz ehemniyetsiz bir iş olarak görmemizdendir. Bütün bunlara bir de köksüz burjuvazimiz eklenince bazılarının Osmanlı’ya sığınması anlaşılabiliyor.Şimdilerde ülkemiz ‘demokrat’ kaynıyor, üç darbede nerede, ne yaptıkları meçhul, bütün bunlardan daha önemlisi olmuş bir darbenin başının ‘halkın cumhurbaşkanı’ tarafından ağırlanması karşısında suskun olanlar, sanırım hep tekrarlanagelen balık hafızalı bir toplum oluşumuza güveniyorlar.Her şeye rağmen bizim anımsamamızda yarar var, özellikle bugün yaşadığımızı ve degiştirmek için yaşadığımızı ve bunun içinse mezarlıklara ihtiyacımız olmadığını.Meraklısına not: Elbette bunun yukarıdaki yazıyla ilgisi yok, ama ben gene de yazmadan geçemedim, ‘seri katiller’ bir ritüelin peşinden gider, öldüreceği kişileri özel olarak seçer, işi uzun sürer, hapsetmek ister, muhafazakârdırlar. Toplu katliam yapanlar ise pek öyle ayrımcı değillerdir. Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Ermeni, vb kategorileri yoktur, paylaşımcıdırlar, işlerini hep beraber yaparlar, bir gün 77 1 Mayısı’nda insanları tarayarak, ertesi gün Irak’a ya da dünyanın herhangi bir yerine bomba yağdırarak mesleklerini coşkuyla icra ederler, demokrattırlar.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment